Marmara Evleri İhlas Anadolu Lisesi

Güvenli Eğitim - Güvenli Gelecek

Online Sınavlar Devam Ediyor

İhlas Koleji Marşı

Duyurular

tüm duyurular

Etkinlikler

tüm etkinlikler

Günün Yemeği

Şifa Yemek Hizmetleri

Öğlen Yemeği

Aylık Liste

Tarhana Çorbası, Sebzeli Köfte, Peynirli Erişte Makarna, Meyve, Salata

23.05.2012 tarihindeki yemeklerin toplam kalorisi : 1,024

Bugün Doğanlar

Bugün doğan öğrenci ve öğretmen listesi

Öğrenci

Sena Erol

ETKİNLİKLER

Geri Dön

Eklenme tarihi

Okunma Sayısı

:  19.12.2011

:  1097

E-posta ile paylaş Facebook da paylaş Google da paylaş Twitter da paylaş MySpace de paylaş Digg de paylaş Del.icio.us da paylaş

Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik

Özel Marmara Evleri İhlas Anadolu Lisesi Tarih bölümü olarak 11. Sınıf sayısal öğrencileri ile Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi gezi düzenledik..Gezimizde bize rehberlik yapan ve tarihi yerinde yaşamamızı sağlayan Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Müdürü Emir Eş hocamıza çok teşekkür ediyoruz.

Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesini Gezdik

Emir Eş hocamızın anlatımından bölümler;

"Yol nereden geçerse, yolcu da oradan geçer"
İstanbul'da yaklaşık 500 yıldır yanan bir kandil var. Büyüklüğüyle mütenasip bir vakar ve te-vazu ile etrafına cömertçe ışık saçıyor. Kütüphane bir "kitap mezarlığı" ya da "müze" değildir. Kitap ve kütüphane aşiretten millet, milletten medeniyet çıkaran en önemli unsurdur; kurucu olarak, taşıyıcı olarak ve muhafız/hafıza olarak.
Sadece Süleymaniye'de değil, İstanbul'daki, Konya'daki, Amasya'daki, Şam'daki Kahire'deki, kütüphanelerde derinden bir nabız atışı gibi yaşayan, bizim hafızamız, bizim kimliğimizdir. Geçmişte Moğollar ve Haçlılar tarafından yakılıp yıkılan da, dün ve bugün Bosna'da ve Bağ-dat'ta hunharca katledilen, yağmalanan da o…
Bu nasıl bir "yüz akı" medeniyettir ki, âsâr-ı bâkiyesi ile dahi dünyanın dört bir yanında varlığını hissettiriyor, düne olduğu gibi bugüne de ışık tutmaya devam ediyor; rencide olan dîde-i huffâş rağmına!..

Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’nin tarihçesi ile başlayalım isterseniz…
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedince, işin kolay tarafı bitti, zor tarafı başladı.”Kolay” dediğimiz taraf, işin askeri yönüydü. Netice itibariyle, gönderden Bizans Bayrağı indirildi ve yerine Osmanlı sancağı çekildi. Bu büyük fetihten önce, Peygamber Efendimizden bu yana irili ufaklı 29 sefer daha düzenlenmişti, İslam Orduları tarafından, İstanbul’a. Bu seferler sıra-sında sayısız acılar yaşandı. Belki yüz binlerce şehitler verildi. Çok sayıda insan sakatlandı. Analar dul, çocuklar yetim kaldı. Fakat, bütün bunlara biz işin “kolay” tarafı diyoruz.
“Zor” tarafına gelince... Bu, Konstantinopolis'i İstanbullaştırmak yani İstanbul'u her rengin her tonuyla Müslümanlaştırmaktı. Ve bu da, silah zoruyla olmuyordu, olamıyordu. Dinen de caiz değildi. Bunun için Sultan Fatih nüfusu dengelemek amacıyla Osmanlı Coğrafyasından İs-tanbul’a göç almayı planladı. Fakat çoğu tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlar, şırıl şırıl derelerin, gürül gürül nehirlerin aktığı irili-ufaklı yerleşim alanlarını terk edip, o gün de bu gün de su sıkıntısı çeken İstanbul’a gelmeyi tercih etmedi. Bunun üzerine Sultan Fatih, kendi adıyla anılan camii ve etrafındaki Semâniye Medreseleri’ni (Sahn-ı Semân) inşa ettirmek suretiyle İstanbul’u eğitim yoluyla Müslümanlaştırma projesini başlattı. Ancak Fatih’ten sonra devamlı büyüyen ve gelişen Osmanlı Coğrafyasının ihtiyaç duyduğu kadroları yetiştirmeye bu medreseler yüz yıl sonra kâfi gelmez oldu. Ve fethin yüzüncü yılı anısına Kanûni Sultan Süleyman Han tarafından, kendi adıyla anılacak olan camii merkezli Külliye’nin ve Külliye bünyesinde yer alacak olan Süleymaniye Medreseleri’nin temeli atıldı. Osmanlı eğitim siste-minde Medrese, Fakülte demektir. 1557’de gerçekleşen açılıştan 1918 yılına kadar bu med-reselerde tıp, hukuk, hadis, kıraat, matematik ve astronomi başta olmak üzere çok sayıda ilim okutuldu. Önemli ilim adamları tarafından, önemli ilim adamları yetiştirildi. Ancak her şeyin takdir edilen bir ömrü ve sonu vardır. Artık Osmanlı Devleti çökmüştür. Devlet müesseseleri korumasız kalmıştır. İstanbul’un câmi, tekke, dergâh, muallimhane, vakıf, saray, konak gibi yerlerinde irili-ufaklı çok sayıda kütüphane bilhassa işgalci İngilizlerin birinci derece ilgi alanına dönüşmüştür. Süleymaniye medreselerinde ise talebe kalmamıştır. Çünkü küçükler evlerinde, büyükler cephededir. İşte İstanbul’un çeşitli yerlerinde bulunan ve sayıları iki yüze yaklaşan bu irili-ufaklı kütüphanelerden ilk etapta 15-20 kadarı, sağlam bir taş yapı olup ateşe ve dış etkilere dayanıklı olan bu medreselere alelacele nakledilmiştir.
Böylece başlayan "medreseden kütüphaneye geçiş" sürecini 1928’deki Harf Devrimi hızlan-dırmıştır. Zaman içerisinde peyderpey gelen başka koleksiyonlar ile daha sonra katılan özel şahıs koleksiyonlarının birleşmesinden dev bir Yazma Eser Kütüphanesi doğmuş oldu.

Kütüphane hangi birimlerden oluşuyor?
Bu sorunun cevabına başka bir noktadan giriş yaparak başlamalıyız: Biz “Medrese” deyince sadece din ilimlerinin insanlara sunulduğu mekanları; “Yazma Eser” deyince de genellikle Tefsir, Hadis ve Fıkıh gibi bilim dallarını hatırlarız. Her ne kadar böyle anlaşılmasında bir mahzur yoksa da, işin aslı tam olarak öyle değildir... Burada Tefsir'den Matematiğe, Güzel Sanatlar’dan Hijyen'e, Mantık’tan Edebiyat’a, Astronomi’den Tıbb’a, Gramer’den Spor’a, Zoo-loji’den Kıraat İlimleri’ne, Botanik’ten Jeoloji’ye, Biyoloji’den Ev İdaresi’ne, Paleontoloji’den El Sanatları’na, Veterinerlik’ten Mühendisliğe, Tasavvuf’tan Biyografi’ye, İnşaat Endüstrisi’nden Hadis Usûlü’ne, Kimya’dan Fıkıh'a, Ziraat’ten Fizik’e, Anatomi’den Eczacılığa hatta Tarih’ten Metalurjiye vs. kadar hemen her konuda bilgiye ve kitaba ulaşmak mümkündür. Ancak do-ğal olarak yoğunluk Din İlimleri ile Tıp, Matematik, Tarih ve Edebiyat konularındadır. Bu eser-ler 117 tanesi Osmanlı’dan kalmak üzere yaklaşık 135 koleksiyon oluşturmuştur. Bu koleksi-yonlardan “Vakıf” olanlara statüleri gereği hiç bir ilave ve çıkartma yapılmadığından bunlar sabit durmaktadırlar. Yani orijinal adları ve o gün ki numaralarıyla... Bir de Yazma Bağışlar, Basma Bağışlar, Yeni Eserler, Süreli Yayınlar, Levhalar ve Yabancı Diller gibi yürüyen, bü-yüyen ve gelişen koleksiyonlarımız var. Zaman zaman, elinde bilhassa yazma eserlerden oluşan çok sayıda kitabı bulunduran kişi ve ailelerin, ilim dünyasının istifadesi için bu kitapları kütüphanemize bağışlaması suretiyle yazma eser ve koleksiyon sayımız gelişmiş ve günden güne de gelişmektedir.
Birimlerimize gelince.. Detaylarına girmeden söyleyecek olarsam, kütüphanemiz şu birimler-den oluşuyor: Kataloglama birimi, teknik hizmetler birimi, kütüphanecilik birimi, bağlı kütüp-haneler birimi...
Bağlı kütüphanelerse şunlar: Üsküdar'daki Hacı Selim Ağa ile Eminönü’nün muhtelif semtle-rine serpiştirilmiş durumda bulunan Nuru Osmaniye, Atıf Efendi, Köprülü ve Koca Ragıp Paşa kütüphaneleri… Kitapları Süleymaniye'de olan koleksiyonlar için web sayfamıza müracaat etmeniz gerekir.

Süleymaniye Kütüphanesinde toplam olarak kaç kitap var?
Kütüphanemizde yaklaşık 80.000 cilt Yazma ve 50.000 cilt Arabi harfli matbu eser var. Yaz-maların %65’ i Arapça ,%25’ i Osmanlı Türkçesi ve %10'u Farsçadır. Buna Müdürlüğümüze bağlı birer birim olarak çalışan kütüphanelerde ki bulunan yazma eserleri de eklersek cilt sa-yımız rahatlıkla 100.000’e; Arabî harfli matbu eser sayımız ise 80.000'e ulaşmaktadır. Bu rakamlar kolay ulaşılabilecek sayılar değildir, takdir edersiniz…

Kütüphaneye devam eden araştırmacı profili hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kullanıcıları açısından üç türlü kütüphane vardır: Çocuk Kütüphaneleri… Halk Kütüphaneleri… Araştırma Kütüphaneleri… Süleymaniye, bu tasnifte üçüncü kategoriye girer. Seçici dav-ranmadığımız şeklinde anlaşılmamak kaydıyla, yerli-yabancı her ilim adamına, kapılarımız açıktır. Özellikle İlimler Tarihi konusunda ve -sahası ne olursa olsun- bilimin bu günkü sevi-yeye gelmesinde geçirdiği devre ve aşamaları kavrama noktasında her araştırmacı ilim ada-mının yolu Süleymaniye Kütüphanesi'nden geçmek durumundadır. Zira yol nereden geçerse, yolcu da oradan geçer. Tabii, kaynaklarımızın tamamına yakını tarihî eser niteliğinde ve Arabî harfli olduğu için, Arapça, Farsça ya da Osmanlı Türkçesi’ne vâkıf olmak şartıyla…  




Sitelerimiz